Barış İçin Kadınlar
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR KAMPANYALAR SİTENE EKLE RSS İLETİŞİM KÜTÜPHANE

EN ÇOK OKUNANLAR

Ayşe Betül çelik-Barış Süreçlerinin Özellikleri-tükenmez dergisi

Tarih 14 Şubat 2016, 11:51 Editör

Çatışmalı süreçlerde en önemli kavram “güven”dir. Taraflar yılların getirdiği
refleksle birbirlerine güvenmezler... Üçüncü taraf olsun veya olmasın,
tarafların birbirlerine güven arttırıcı adımlar atması önemlidir.

Barış Süreçlerinin Özellikleri Çatışmalı süreçlerde en önemli kavram “güven”dir. Taraflar yılların getirdiği refleksle birbirlerine güvenmezler... Üçüncü taraf olsun veya olmasın, tarafların birbirlerine güven arttırıcı adımlar atması önemlidir. Prof. Ayşe Betül çelik-tükenmez dergisi Türkiye, “barış süreci” lafını Temmuz 2009’da başlayıp 2013 Ocak’ında daha netleşerek yürütülen devlet-PKK-Öcalan görüşmeleriyle siyasi alanda duyar oldu. Her ne kadar halklar yıllarca barış talep etmiş olsa da formel barış sürecinin miladı resmi olarak tanınmış bir diyalog süreciyle başlamış oldu. Dünyanın başka yerlerinde de devletlerin kendilerine karşı silahlanmış hareketlerle görüşmelerinin başarısı çoğunlukla “müzakere/ diyalog” dediğimiz bu yöntemle olmuştur. Türkiye’deki bu süreci anlamak için de dikkatli incelememiz ve müzakere kavramına daha detaylı bakmamız gerekmektedir. Barış süreçleri inişli çıkışlı zor süreçlerdir. Guatemala’da tarafların konuşmaya başlaması ve anlaşmaya varması arasında geçen süre 10 yıldır, Sudan’da 11 yıl. Her iki örnekte de tarafların ‘geri dönülemeyeceğimiz noktadayız’ demeleri bu sürecin son birkaç ayına denk düşer. Yıllarca husumet yaşamış tarafların bir gece aniden “barışmaya” karar vereceğini düşünmek gerçekçi değildir. Çatışma, aynı şeye bakıp farklı şeyler düşündüğümüz ve hissettiğimiz bir ortam oluşturur. Dolayısıyla bu farklı duygu, düşünce ve davranış biçimlerini anlamak ve onların altında yatan ihtiyaçları karşılamak gerekir; bu da uzun soluklu bir süreçtir. Çatışmalı süreç siyasi, sosyo- ekonomik, hukuki, güvenlik açısından ve ilişkisel birçok sorun üretir. Bu sorunlar çok farklı aktörlerle farklı mekanizmalar/ müdahalelerle çözülebilir. Müzakere bu yöntemlerden sadece biridir. Tarafların bir araya gelip şiddet içermeyen yöntemler üreterek sorunları çözmesinin bir yoludur. Çalışma alanı olarak çatışma çözümleri, çatışmayı da çözümü de süreç olarak görür. Başarılı barış süreçleri önce çatışmaların başarılı analiz edilmiş olanlarıdır. Analizden kasıt sürece başlamadan önce bazı soruların tartışılmış ve cevaplanmış olmasıdır: Süreç için nasıl siyasi ve toplumsal bir ortamdayız ve bölgesel şartlar ve konumumuz nedir? Hangi gruplar, ne tür isteklerle ortaya çıkıyor? Bu gruplar kimleri temsil ettiğini iddia ediyor? Bu grupların çıkarları, kaygıları, potansiyelleri nelerdir? Çatışma olarak tanımladığımız şeyi nasıl ufak parçalara ayırabiliriz ve bunlar kimler için ne kadar önem içeriyor? Ve son olarak da süreci iyi ya da kötü yöne çekebilecek faktörler nelerdir? Bunların hepsi barış süreçleri başlamadan önce taraflarca iyi tartışılmış ve tahlil edilmiş olmalıdır. Müzakerelerde, pozisyonlar, aktörler, meseleler Herhangi bir çatışmada aktörlerin/ tarafların değişik meselelerdeki pozisyonlarını görürüz. Oysa önemli olan bu pozisyonların altında yatan ihtiyacı görebilmektir. İhtiyaçlar temeldir ve müzakere edilemezler. İhtiyaçlar, bireylerin, grupların var olması için temeldir. Fakat ihtiyaçların Barış Süreçlerinin Özellikleri Çatışmalı süreçlerde en önemli kavram “güven”dir. Taraflar yılların getirdiği refleksle birbirlerine güvenmezler... Üçüncü taraf olsun veya olmasın, tarafların birbirlerine güven arttırıcı adımlar atması önemlidir. Prof. Ayşe Betül Çelik bcelik@sabanciuniv.edu nasıl karşılanacağı müzakere edilir. Yani benim birey olarak mesela yemek yemem bir temel ihtiyaçtır ama kaynaklarımız kısıtlıysa ne yiyeceğimi, ne kadar yiyeceğimi konuşup müzakere edebiliriz. Pozisyonlar ise bir meselede tarafların duruşlarıdır; mesela anadilde eğitimde hükümetin ve Kürt hareketin farklı duruşları gibi. Barış süreçlerinde çatışmaya neden olan meselelerin tek tek tanımlanması önemlidir. Çünkü hangi bir meseleyi konuşurken hem karşı tarafın hem de toplumun nasıl reaksiyon vereceğini önceden tahmin etmek süreci kolaylaştırır. Bu yüzden müzakereler başlamadan bazı hassas meseleleri tespit etmek, süreçte çıkabilecek zorlukların daha kolay atlatılmasına yardımcı olabilir. Mesela 1998’de Nikaragua’daki Uzlaşma Komisyonu’na, süreçte yanlış anlaşılabilecek hassas konuları araştırma görevi verilmiştir. Türkiye’de ne yazık ki ne böyle bir analiz yapılmış ne de bu hassas konulara karşı nasıl bir yol alınacağı konuşulmuştur. Müzakereler başlangıcından bitişine kadar tanımı gereği güç gösterileridir. Taraflar, masaya savaşarak elde ettiklerinden daha fazlasını almak için otururlar. Müzakere, iki katmanlı bir oyundur. Bir taraftan kamuoyunuza karşı tarafa taviz vermediğinizi söylemek, diğer tarafa ise çok taviz verdiğinizi söylemek durumdasınızdır ki hem masada daha çok taviz vermeye zorlanmayasınız hem de arkanızdaki kamuoyu desteğini kaybetmeyesiniz. Bu açıdan bakıldığında “zaman” da karşı tarafa karşı kullanılabilir bir kaynak olabilir. Taraflar, zamanı kullanarak daha fazla kȃrlı çıkacakları diğer süreçlere yatırım yapabilirler. Mesela FARC (Fuerzas Armadas Revolucionarias de Colombia), Kolombiya hükümetiyle konuşmaya başladığında daha kuvvetli olduğundan zamanı karşısındakini oyalamak için kullanmıştır. Bunlar dışında taraflar, bir yandan kamuoylarına müzakerede üstün oldukları izlenimini vermek için sık sıkı “biz müzakereye muhtaç değiliz, kuvvetliyiz” argümanını yapabilirler ama bir taraftan da masayı deviren “kötü aktör” olmak istemezler. Yani ilginç bir şekilde süreç boyunca bu iki söylemi aktörlerin ağzından duymak mümkündür. Türkiye’deki süreçte de özellikle ilk başlarda bu söylemleri duyduk. Örneğin, Kasım 2014’de önce Bülent Arınç’tan sürece muhtaç değiliz açıklaması sonra ise Murat Karayılan’dan benzer bir açıklama gelmiştir Karşılıklı masayı “onlar devirdi” tartışması ise sürecin kötü gitmeye başlamasıyla daha çok duyulmaya başlanmıştır. Müzakereler ancak tarafların, müzakerenin diğer bütün alternatiflerden daha iyi olduğunu düşündüğü sürece devam eder. Aslında masaya oturan her aktörün, müzakere dışında birçok opsiyonu daha vardır. Bu opsiyonlardaki durumları masadaki güçlerini de etkiler. Sürecin taraflarından biri olan AK Parti için bu opsiyon 2014 sonundan 2015 ortasına kadar seçimler oldu. Diğer bir deyişle seçimlerde daha güçlenmiş bir AK Parti, masada da daha güçlü olacaktı. Kürtler için ise bu denklem PYD’nin ve genel olarak Kürtlerin Ortadoğu’da daha kuvvetlenen bir aktör olmalarıydı. Müzakereleri üç aşamalı barış süreçleri olarak görebiliriz: 1) müzakerelerin öncesi: bu dönemde taraflar, sürecin nasıl ilerleyeceğini, süreçte hangi başlıkları konuşacaklarını belirlerler. Yani esas olarak bu dönem müzakerelere hazırlık dönemidir ve gizli olmak durumundadırlar. Bunun nedeni ise, her zaman süreci baltalamak isteyecek aktörlerin olma ihtimalidir. Başka bir sorun ise taraflar arasındaki güvensizliktir. Kolombiya ve Kuzey İrlanda barış süreçlerinde ön müzakereler basına sızmış ve süreç yara almıştır. Türkiye’de aslında uzun bir süre gizlilik korunmuş, fakat sonrasında Oslo görüşmeleri basına sızınca süreç tekleme yaşamıştır. 2) Müzakere aşaması: Müzakere aşamasına geçmeden önce görüşen taraflara koruyucu yasal teminat getirilmesi önemlidir. Türkiye’de bu 2 Ekim 2014 tarihinde yürürlüğe giren ve “Terörün Sona Erdirilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Kapsamında Yürütülecek Çalışmalara İlişkin Esaslar” başlığını taşıyan Başbakanlık Genelgesi ile sağlanmıştır. Fakat 28 Şubat 2015’te İmralı Heyeti ve hükümet görevlilerinin beraber bulunduğu ortamda okunan metnin bir müzakere ana başlıkları metni olup olmadığı konusunda taraflar anlaşmazlık yaşamıştır. Dolayısıyla süreç, tarafların müzakere meselelerini tartışmaya geçmeden çökmüştür. Bu yüzden de bu süreçte gerekli olan başka bir koşul olan bir miktar şeffaflık (yani kamuoyunun hangi başlıklar konuşulduğuna dair bilgilendirilmesi) aşamasına da ge- Kolombiya Devlet Başkanı Juan Manuel Santos, Küba Devlet Başkanı Raul Castro, FARC Lideri Timochenko

Bu haber 603 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

Makale ve Araştırmalar

Reyan Tuvi'nin Cizre izlenimleri...

Reyan Tuvi'nin Cizre izlenimleri... Auschwitz’den sonra şiir yazmak barbarlıktır’’ demişti, Theodor W. Adorno.

Kadın Özgürlük Meclisi- KÖM- 8 mart 2016 basın duyurusu

Kadın Özgürlük Meclisi- KÖM- 8 mart 2016 basın duyurusu Tüm kadınları 8 Mart’ta erkek devlet şiddetine, emeğimize, bedenimize, kimliğimize yönelik saldırılara ve savaşa ka...


RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi