Barış İçin Kadınlar
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR KAMPANYALAR SİTENE EKLE RSS İLETİŞİM KÜTÜPHANE

EN ÇOK OKUNANLAR

B. ARIKAN- H. ALKAN-hak ihlallerinin gerçeğini oluşturmak

B. ARIKAN- H. ALKAN-hak ihlallerinin gerçeğini oluşturmak

Tarih 21 Şubat 2016, 12:34 Editör

Bizim hakikat arayışımızın nihai hedefi kadın hakikatlerine ulaşmak. Ancak hakikatin farklı yüzlerinin neler olduğunu görmeden kadın hakikatlerine ulaşmanın da, anlamlandırmanın da mümkün olmayacağı düşüncesiyle, öncelikle çok daha bütüncül bir tarama, araştırma yapmak istedik.

HAK İHLALLERİNİN GERÇEĞİNİ OLUŞTURMAK BURCU ARIKAN HİLAL ALKAN HAK İHLALLERİNİN GERÇEĞİNİ OLUŞTURMAK Barış için Kadın Girişimi olarak 2009 yılından bu yana çeşitli eylemler, faaliyetler, atölye çalışmaları, konuşmalar yapmak için bir araya geliyoruz ve tek bir amacımız var, Türkiye devleti ve Kürt silahlı güçleri arasındaki savaşın sona ermesi ve adil bir barışın inşa edilmesi. Hem savaşın cinsiyetçi etkilerini ortaya koymak hem de bunların telafisini sağlamak için, aynı zamanda da yeniden oluşturulacak toplumsal sözleşmenin toplumsal cinsiyet meselelerine kör olunmasına mani olmak için kadınların bu süreçte barışın etkin aktörleri olmasını çok hayati buluyoruz. Barış İçin Kadın Girişimi içerisinde yaptığımız çalışmalardan biri de savaş hakikatlerine ulaşmaya çalışmak. Bunun için çalışan Hakikat Komisyon olarak, öncelikle dünya örnekleri üzerine, hakikat komisyonları üzerine çok okuduk, tartıştık ve kendimize bir yöntem belirlemeye çalıştık. Tahmin edeceğiniz üzere yöntem ve kapsamımız ülke ölçeğindeki formel hakikat komisyonlarından oldukça farklı. Bizim hakikat arayışımızın nihai hedefi kadın hakikatlerine ulaşmak. Ancak hakikatin farklı yüzlerinin neler olduğunu görmeden kadın hakikatlerine ulaşmanın da, anlamlandırmanın da mümkün olmayacağı düşüncesiyle, öncelikle çok daha bütüncül bir tarama, araştırma yapmak istedik. Bunu yapmanın farklı yöntemleri olabilirdi, ulusal ölçekte ve en azından 40 yılı kapsayan bir çalışma yapmaya yetecek insan gücümüz yoktu. Zaten öncelikli amacımız da bir pilot çalışma yapmaktı. Bir mekâna odaklanıp hakikatleri zamanda geriye sararak, geriye doğru giderek kat kat soyup ortaya çıkarabilirdik ya da mekânı daraltmaktansa zamanı daraltmayı tercih edip geniş bağlamda bir tarama yapabilirdik. Biz ikinci yöntemi seçtik ve 1993’ün Aralık ayında, yani göz açıp kapayıncaya kadar geçiveren kısacık bir ayda, memlekette bu meseleyle uzaktan yakından alakalı neler oluyor diye bir tarama çalışması yaptık. Aralık 1993’e dair ulaşabildiğimiz tüm yazılı basın, insan hakları kuruluşlarının raporları, Avrupa İnsan Hakları mahkemesi kararları, soru önergeleri, meclis tutanakları, asker anıları, korucu anıları, mağdur tanıklıkları gibi kaynakları taradık. Komisyonda gönüllü her kadın belirlenen kaynakçadan üstlendiği kısımları taradı ve sonuçta 455 satırlık bir tablo oluştu. Yani o kısacık 30 günde olan biten 455 satıra ancak sığdı. Karşımızda bir veri dağı vardı, sonra sıra elimizdeki bu verileri yorumlamaya, bulgularımızı değerlendirmeye geldi. İlk olarak taramamızdan çeşitli kategoriler oluşturduk. Köyler kategorisi basılan, yakılan ve boşaltılan 59 köye dair veriyi kapsıyor. Bu baskınlara ilişkin mağdurların anlatılarına baktığımızda, devletin köylere gelip zorla korucu yapması, köylülerin “biz silah almayız” demeleri üzerine yapılan baskınlar, köy yakmalar ve köy boşaltarak insansızlaştırma örneklerini görüyoruz. Devletin bu olaylara getirdiği açıklama PKK’ya gıda yardımı yapmak oluyor. Herhangi bir neden zaten bir köyün yakılmasını meşrulaştıramayacakken iddiaların araştırıldığına dahi rastlayamıyoruz. Köyler yakıldığında ya da boşaltıldığında insanlar sadece olay esnasında yaşadıkları travmayla kalmıyor ve uzun vadede başka hak ihlalleriyle de karşılaşmaya devam ediyorlar. Bazen köyün tamamen yakılması nedeniyle yaşam alanları tamamen haritadan silinen insanlar zorunlu göçe mahkûm kalıyor, gittikleri yerde ucuz işçi oluyor, ırkçı saldırılara maruz kalıyorlar. Bunların yanısıra köylerin boşalması sonucu Siirt battaniyesinin yapımının durması örneğinde olduğu gibi yerel üretiminde tamamen yok olduğunu görüyoruz. Faili meçhul kategorisinde ise kimliği belirsiz kişilerce kaçırılıp birkaç gün sonra ölüsü bulunan insanlar, sokak ortasında vurulan siviller, öldürülen korucular, korucu yakınları, Kürt hareketine mensup kişiler; yani kısaca, kim tarafından öldürüldüğü ya da emrin kimin tarafından verildiği belli olmayan ölümler var. Bizim Aralık 1993 taramamızda 109 faili meçhul cinayet bulunuyor. Faili meçhullerin hakikatlerine ulaşmak epey güç. Örneğin TİHV’nın 1993 raporunda rastladığımız bir olayda, öldürülen 5 kişi kamuoyuna çatışmada öldürülen PKK’liler olarak duyuruluyor. Fakat köylülerin ifadelerine baktığımızda bu kişilerin korucu olmaya zorlandıkları için tarandıkları ve olay anında ölen 5 köylü olduğunu duyuyoruz. Ve buradaki çelişki çok açıkken, hiç kimse bunu soruşturma gereği duymuyor. Bir başka başlık ise, “bir daha gören olmadı, bir daha haber alınamadı” şeklinde ifade edilen zorla kaybetmeler. Taradığımız kısacık bir ayda 32 kişinin zorla kaybedilmiş olduğunu görüyoruz. Tabi bunlar haberlere sayı olarak geçenler. İsmiyle bulabildiğimiz 22 kişi var ama biz gerçek sayının bunların çok üstünde olduğunu tahmin edebiliyoruz. Taramamızdan çıkan bir başka başlık da çocuk hakları ihlalleri. 109 faili meçhulden 20’si çocuk. Bunların içinde devletin ve PKK’nin baskınlarında ölen çocuklar var. Özgür Gündem dağıtıcısı ya da korucu çocuğu olan çocuklar... Bunlar dışında gözaltı yaşının altıya kadar düştüğü örneklerle karşılaşıyoruz. Gözaltılara genel başlık olarak baktığımızda Aralık 1993’te 578 gözaltı tespit ediyoruz. Bu veri de yine sayı olarak kayıtlara geçenlerin toplamı. İsmine ulaşabildiğimiz 44 kişiye ek olarak, 35 avukat, 8 siyasetçi, 35 öğrenci ve bunun dışında yardım ve yataklıktan gözaltına alınan 9 işadamı var. Burada adı geçmeyen ve sadece sayı olarak anılan insanların ise kim olduğunu, başlarına ne geldiğini bilmiyoruz. Yani gözaltına alınmış ama kimliği ve ahvali meçhul 456 kişi görünüyor 1993 Aralıkta. Ve bu sayı da aslında hakikatini bulmamız gereken insanları ifade ediyor bize. Diğer bir başlık ise işkencelere dair şikâyetlerden oluşuyor. Aralık ayında 51 işkence şikayetinde bulunulmuş. Bu şikayetlere dair herhangi bir işlem yapılmadığı gibi, Özgür Gündem’in İstanbul şubesine 10 Aralık’ta yapılan baskında 20 gazeteciye gözaltı sağlık raporlarının dahi verilmesinin reddedildiğini görüyoruz. Tarama esnasında bütün bu hak ihlallerine dair resmi kurumlara ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne yapılan başvuruları da görüyoruz. 4 ulusal başvuru var, 2 adet Af Örgütü’ne ve 2 adet de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne yapılan başvurular var. Bu başvurular “devletini yabancılara şikâyet etmek ve hainlik” olarak karşılık buluyor toplumun geri kalanında fakat hikayeler bize önce devlete başvurulduğunu, bu başvurularda insanların ya “savaş bu Allah yardımcınız olsun” gibi yanıtlarla baştan savıldığını ya da “kayıplarınızı sormayın, diğer çocuklarınız da kaybolur” gibi tehdit cümleleri ile susturulduğunu gösteriyor. Savaşa dair bir başka hak ihlali başlığı da bombalı saldırılar. Taradığımız ay içerisinde 8 tane patlama gerçekleşmiş. Bombalı saldırılar, sahipsiz bomba patlamaları ve mayın patlamalarında toplam 48 kişi yaralanmış, 35 kişi ise hayatını kaybetmiş. Taramadan çıkan en önemli sonuç basına yansıyan haberler ve devlet demeçleri ile çeşitli raporların arasındaki çelişkiler. Ayrıca sayılar ve bu sayıların gerçek karşılıklarına isim, hikaye olarak ulaşmanın imkansızlığı. Önemli bir başka çelişki de asker ve gerilla sayılarının yaratılmak istenilen algı doğrultusunda gerçekliği yansıtamayacak biçimde verilmesi. Örneğin haberlerdeki sayıları topladığımızda bir ayda 931 PKK’lı öldürülmüş, adına ulaşabildiğimiz gerilla sayısı ise 5. Araştırmanın hata payı düşünüldüğünde dahi açıklanması elzem bir boşluk var. Aynı durum ölen asker sayısı için de geçerli. Ulaşabildiğimiz sayı 42 iken, ismini bildiğimiz, görebildiğimiz 5 kişi var. Ayrıca bir de eğitim zayiatı şeklinde ifade edilen ve 10-20 gibi sayıların anıldığı ölüm haberleri var. Bu ölümlerin ardındaki hakikat de mutlaka araştırılmaya mahkum. Değinmeden geçemeyeceğimiz bir başka konu da Aralık ayının DEP’li 4 vekilin dokunulmazlıklarının kaldırılması ve DEP’in kapatılması baskısıyla geçmiş olduğu. Bu esnada Özgür Gündem de bir ay içerisinde 10 defa basılıyor. Bir gün örgüte yakınlık oluyor nedeni, diğer gün Maliye şubesiyle ilgili bir konu. Tüm bu hak ihlali başlıkları arasında bizim asıl bulmaya çalıştığımız hakikat olan kadın hakikati ise yok. Taramadan çıkardığımız aslında en önemli sonuç sayıların çokluğu kadar sayıların azlığının da bize çok önemli bir şey söylüyor: kadınların savaşta yaşadıkları kayıtlarda yer almıyor. 455 satırlık tarama içinde kadınlara dair sadece 2 satır çıkıyor karşımıza. Savaş şartlarında olmadığımız bir durumda bile kadına şiddet vakalarının bu kadar yüksek olduğunu düşünürsek, militarizmin, erkekliğin iyice yükseldiği savaş zamanında kadınların yaşadıklarının 455’te 2 olması mümkün değil. Bunlar 1993 yılı Aralık ayına dair yaptığımız taramada ortaya çıkan genel sonuçlar. Ancak hakikat arayışımızı şekillendiren çerçeveyi sunmak için bu genel kategorilerden biraz uzaklaşıp aynı ay içerisinde gerçekleşmiş bir olaya odaklanacağız. Buna odaklanırken de bize yol gösteren hakikat modelini yavaş yavaş inşa edeceğiz. Bu çalışmaya başlarken hakikat üzerine çok düşünmemiz gerekti. Çeşitli hakikat komisyonlarının geliştirdikleri çok farklı hakikat tanımları var. Hakikat komisyonları üzerine yazan Nesiah (2006), hakikat tanımının kendisinin bir siyasi mücadele alanı olduğunu söylerken çok haklı. Biz de elimizdeki verilere ve hayata dair duruşumuza dayanarak bir hakikat tanımı geliştirdik. Biz hakikatin tekil ve monolitik bir şekilde orada duran bir şey olduğunu, tek yapmamız gerekenin ise onu aramak ve bulmak olduğunu düşünmüyoruz. Hakikat bir çatışma alanı. Biz de onu beş yüzüyle tanımlıyoruz. Bu tanım da diğer hakikat tanımları gibi operasyonel bir araç elbette. Hakikatin farklı yüzlerinin arasındaki uzlaşmazlıkları göstermek, bazılarının nasıl silinip görünmez olduğunu açığa çıkarmak ve en önemlisi gözümüzü keskinleştirmek için geliştirdiğimiz bir formülasyon: 1- Devletin hakikati 2- Faillerin hakikati 3- Mağdurların/kurbanların hakikati 4- Kadınların hakikati 5- Batı illerinin hakikati. Tahmin edersiniz ki hakikatin beş yüzü arasında söz birliği yok. Hatta çoğu zaman uyum ya da tamamlayıcılık bile yok. Bazı durumlarda ise keskin bir çatışma var. Zira, herbirinin ağırlığı, aktarılabilirliği, kurumsallığı, iktidar ağları içindeki pozisyonu, anlatısal gücü, yaygınlığı ve hareket kapasitesi farklı. Hem bu farklı yüzlerin özelliklerini hem de aralarındaki olası ilişki biçimlerini tek bir örnek üzerinden anlatmaya çalışacağız. Öncelikle bu örnek olayla ilgili ufak bir arka plan bilgisi: 1993 yılı Aralık ayının son günlerinde, Tatvan’ın Kavar havzasında yer alan ve resmi adı Düzcealan olan Çorsin köyü askerler ya da PKK tarafından basıldı ve yakıldı. Bu esnada köylülerden bir tanesi, Necmi Çaçan öldürüldü. Bu olayı takip eden günlerde Çorsinliler köylerini terk ederek göç ettiler. Necmi Çaçan’ın ağabeyinin eşi Zahide Çaçan olayı üç sene sonra Türkiye mahkemelerine, uzun bir sürecin sonunda ise Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşıdı. Ancak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bu konuda gerçeğin tespit edilememesi gerekçesiyle bir karara varamadı, dava reddedildi. Anlatmaya Devletin Hakikati’nden başlayalım. Devlet AİHM’e (Başvuru no:33646/96) verdiği savunmada şöyle diyor: 29 Aralık 1993’te PKK Tatvan-Van karayolunda bir kamyon ve otobüsü yaktı. Daha sonra PKK’lılar köye kaçtılar, Necmi Çaçan’ı öldürdüler, bazı evleri yaktılar. Zahide Çaçan ise evini bu esnada terk etmedi, 1994 Nisan’ında terk etti. Dolayısıyla bu olayın, Zahide Çaçan’ın evsiz kalmasıyla bir alakası yoktur, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne yaptığı başvurunun da hiçbir manası yoktur . Bizim bu dosyada gördüğümüz deliller, kurumlar arasındaki yazışmalardan ibaret aslında. Yani bizim devlet hakikati dediğimiz şey, devletin kendi aygıtları arasında döndürüp dolaştırdığı, bir mahkemeden diğerine sevk ettiği, oradan aldığı, öbür komisyona sunduğu çeşitli yazışmaların bir şekilde bu hakikati yaratması hali. Bütün gücünü bu dolaşımdan alıyor. Bir iktidar ağının içerisinde geziyor, dolaşıyor ve gerçek haline geliyor. O kadar çok yazışmayı delil olarak gösteriyorlar ki, peki bunları delil yapan ne, sorusunu soramaz hale geliyorsunuz. Kısaca, devletin hakikati, devletin tüm aygıtlarını arkasına alarak kurduğu, kimi zaman maddi delillerle kolayca yalanlansa bile kurumsallığı sayesinde ayakta kalabilen bir hakikat. Faillerin hakikatinden kastımız ise devletin hakikatiyle kah uyuşan kah çatışan bir hakikat. İtirafçılardan, köylerin yakılmasında yer alan askerlerin yıllar sonra anlattıklarından, PKKlilerin anılarından, emekli paşaların özenle seçtikleri kelimelerinden biz bu kirli savaşın parçası olanların resmi politikaların, ulusal stratejilerin, örgüt kararlarının çeperlerinde neler yaptıklarını, yaptıklarını nasıl anlamlandırdıklarını görüyoruz. Ancak bu, hakikatin en zor görülebilen yüzlerinden bir tanesi. Failler yaptıklarını, gerekçelerini, sonrasında yaşadıklarını nadiren anlatıyorlar. Peki bu insanların hakikatine nasıl ulaşılabilir? Korucular kimi zaman anı kitapları yazıyorlar, itirafçıların ve eski örgüt mensuplarının da anıları var; hatta failler bazen mahkemelerde sanık ya da tanık olarak ifade veriyorlar. Burada ise, köylülerin fail olarak adlandırdıkları Korkmaz Tağma o esnada Bitlis İl Güvenlik Komutanı. Mahkeme süreçlerinde kendisine ulaşılamıyor. Mahkeme, emekli olduğu için ikametini tespit edemiyor ve davaya çağırmıyor bile. Gelelim Mağdurların Hakikati’ne. Zahide Çaçan’ın AİHM’e verdiği ifadeye göre, 27 Aralık 1993 günü PKK bir otobüs yaktı. Ayın gün saat 3 civarında jandarma komutanı Korkmaz Tağma’nın komutasında askeri araçlar ve sivil arabalar köye geldiler, köyü havan toplarıyla ve G3’lerle taradılar. Birkaç saat sonra ise elleri bidonlu, yüzleri maskeli 3 kişi evleri yaktılar. Bu esnada da Zahide Çaçan’ın kayınbiraderi olan Necmi Çaçan köyün meydanında önce dövüldü, sonra da öldürüldü. Sonra Zahide Çaçan Düzcealan’ı terk etti, sırasıyla İzmir, İstanbul ve İsviçre'de ikamet etti. Nurcan Baysal’ın Kavar Havzasının hikâyesini anlattığı O Gün (2014) isimli kitabında başka tanıklıklar da var: ‘Bu kadar süre içinde bu köyü boşaltacaksınız, yoksa hepinizi öldürürüz, dediler. O gün, o kısacık sürede cenazelerimizi bile kaldıramadık.’ (s. 69) ‘O gün kaçtık, boş bir eve sığındık, kapıyı, bacayı kapattık, soba bile yakmıyoruz korkudan, tüter, peşimizden gelirler, diye. Sonra devlet kendisi yaptığı halde bunu teröristler yaptı, dedi, o gün İstanbul’a gitmek zorunda kaldık.’ (s. 66) Mağdurların sesini duymak hakikat komisyonlarının temel işlerinden bir tanesi ama bu yapılırken en azından kimi komisyonlarda cinsiyet meselesi göz ardı edilebiliyor. Toplumsal cinsiyetin göz ardı edilmesinin en ağır sonuçlarından bir tanesi cinsel suçların yani taciz-tecavüz vakalarının görünmez kılınması. Ancak, bizim Kadınların Hakikati dediğimiz şey tacizle, tecavüzle sınırlı değil. Kadınlar savaş ve çatışma dönemlerinde yoksulluktan, aile sorumluluklarının değişmesinden, mülksüzleşmekten, yakınlarını kaybetmekten, göçten, sağlıklarını yitirmekten, psikolojik travmalardan, dışlanmadan, ayrımcılıktan ve hatta köle olarak alınıp satılmaktan da muzdarip oluyorlar. Çorsin'in yakılmasına dair hakikatin kadınlar tarafından aktarılan parçalarında, çatışmayla, işkenceyle, göçle karşılaşmalarını çok daha biresel bir dille anlatan erkeklerinkinden başka bir yoğunluk görüyoruz, kadınların yaşamları ailevi sorumluluklarıyla örülü. Kadın hakikatlerinin önemli bir kısmını bu sorumlulukların yerine getirilmesinde yaşanan aksaklıklar, kadınların yükünü sırtlandıkları diğer hayatların gittikçe ağırlaşması oluşturuyor. Yine Nurcan Baysal’ın (2014) aktarımlarına başvuralım: ‘O gün anneyle beraber nereye gidelim, dedik! Ben nereye gideceğim, çocuklarım var, hayvanlarımız satılmıyor, bilet alacak paramız yok, dedim, biz nereye gideceğiz?’ (s. 67) ‘O gün gelin sandığımı kırdılar...’ (s. 66) ‘ O gün askerler geldi köye, biz hepimiz tek bir eve toplandık bir odanın içine sığındık, üst üsteyiz, camların önünü kapattık. Oğlum iki yaşında, çişim var, dedi, ben, altına yap, dedim!’ (s. 65) ‘O gün çocuğumun beşiğini bile yaktılar.’ (s. 68) ‘Hasan’ın ve üç çocuğun çamaşırı dışında içine hiçbir şey koymadık, zaten hiçbir şey götürecek şansımız da yoktu, o gün evden can havliyle çıktık.’ (s. 66) ‘O gün sanırım aklımı kaybettim, bilmiyorum.’ (s. 68) Öldürülen Necmi Çaçan'ın eşi Gülşen Çaçan anlatıyor: ''8 Aralık gecesi askerler akşam üzeri köyümüze geldiler. Eşimi evden çıkardılar. Eşimi şehit ettiler. Hiçbir şeyi yoktu. Eşim müteahhitti. Bizi taradılar. Tank, top ateşiyle. Askerlerin aarasında 3 kişi de maske takmıştı. Beni de dövdüler, bayıldım. Eşimin önce bacaklarını kırdılar çocukların önünde. Sonra evden dışarıya çıkardılar. Onu vahşice katlettiler. Sonra da panzerle üzerinden 4-5 kez geçtiler. Soruyorum size: Bunu niye yaptılar? Bunca yıl geçti hala cevabını bulamadım. Niye? Niye? Herşeyi yaktılar. 6 çocuğumla sahipsiz kaldık. Kimse bize sahip çıkmadı. Eşimde silah yoktu, eşim müteahhitti. Niye yaptılar? Niye? Eşimin etlerini erden kazıdım. Bütün parçaları yere yapışmıştı, tek tek topladım. Niye? Eşime bunu niye yaptılar? Bu çocuk babasız kaldı niye?' (s. 309) Burada önemli bir noktayı daha vurgulamak gerekiyor. Hakikat dediğimiz, hiçbir zaman tek bir anla, bir tek olayla sınırlanamıyor. Zamanda ve mekanda ileri geri tüm yönlere uzanan bir şey tek bir olayın hakikati bile. Yani biz hakikatin bu bahsettiğimiz farklı yüzlerini tek bir ana bakarak derinlikli bir şekilde kavrayamayız. Tek bir ana bakmanın kimi metodolojik avantajları olsa da bir olayın faillerinin, mağdurlarının, onu çevresinde örülmüş olan yaşantıların izini sürmek de farklı bir bilgi edinmemize yardımcı olacaktır. Bu şekilde bakıldığında Kavarlı kadın ve erkeklerin göç esnasında ve sonrasında yaşadıkları da Düzcealan'ın yakılmasına dair hakikatin bir parçası olarak görülmeli. Aynı şekilde Düzcealan'ın yakılmasına giden süreçteki korucu olma baskısı, devletin koruculukla Kürtleri kontrol altına ama stratejisi, köy boşaltmaların hem devlet hem de örgüt için yarattığı kritik sonuçlar ve örgütün köylerde nasıl kabul gördüğü, ne olarak görüldüğü de bu hakikatin bir parçası olarak okunmalı. Gelelim Batı İllerinin Hakikati’ne. Bütün bunlar yaşanırken Türkiye’nin geri kalanı yeni yıl kutlamalarına hazırlanıyordu. Üzümlü Karakolu’na askerler götürülüyordu TSK tarafından, Milli Piyango çekilişinin Diyarbakır’da yapılacağı duyuruluyordu. Ancak Çorsin’in yakılmasıyla ilgili tek bir haber bile gazetelere yansımadı. Batı’nın Hakikati en azından o dönemde tamamen körlükten ibaretti. Başka hiçbir şey görmedik, TSK’nın kış hazırlıklarını gördük ama Necmi Çaçan’ın öldürülmesini görmedik. Şehit haberlerini gördük ama eşi Gülşen Çaçan’ın, eşimi şehit ettiler, diyerek attığı çığlığı görmedik, oradaki şehidi görmedik. Bizim Barış İçin Kadın Girişimi olarak özellikle de Hakikat Komisyonu’nda yapmayı istediğimiz çalışma Batı’nın bu hakikatinin içine, hakikatin diğer dört yüzünün de girebilmesini sağlamak. Üzerinde uzlaşılan tekil bir hikayeye ulaşabileceğimizi düşünmüyoruz hiçbir şekilde, bunun arzulanır bir şey olduğunu bile düşünmüyoruz aslında. Herbert Kelman’ın dediği bir şey var; ‘uzlaşma, üzerinde anlaşmaya varılan tekil bir tarih yazmakla değil, birinin hakikatinin, diğerinin kendine dair anlatısının içine sızmasıyla ancak mümkün olur’ (2004:123). İşte Barış İçin Kadın Girişimi’nde, hakikat komisyonunda yapmaya çalıştığımız, çeşitli araçlar kullanarak Kürt illerinde yaşananların hakikatinin bu ülkedeki diğerlerinin diline, bu memlekete dair anlatımıza, 80’leri, 90’ları hatırlarken ilk aklımıza gelenlere dâhil olmasını ve umulur ki bunun sonunda bir sorumluluk hissinin yaratılmasını sağlamak. İşte bu yüzden hakikatin peşindeyiz. KAYNAKÇA AİHM. Çaçan v. Turkey. Başvuru no: 33646/96. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi. Baysal, N. (2014). O Gün. İletişim Yayınları, İstanbul Kelman, H. (2004). ‘Reconciliation as identity change: A social-psychological perspective’. Y. Bar-Simon-Tov (der.), From conflict resolution to reconciliation. Oxford University Press, Oxford Nesiah, Vasuki. (2006). Truth Commissions and Gender: Principles, Policies and Procedures. International Center for Transitional Justice. http://tihv.org.tr/1993-insan-haklari-raporu/ İNFOGRAFİK:

Bu haber 514 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

savaşta kadın hakikatleri- döküman

hülya dinçer-arjantin'den 500. haftaya kayıplar ve hakikat mücadelesi-bianet

hülya dinçer-arjantin'den 500. haftaya kayıplar ve hakikat mücadelesi-bianet Türkiye’de yüzlerce kaybın faili cezasız bırakılır hatta ödüllendirilirken, Arjantin’de sokakta yükselen hakikat v...

Gözaltında Cinsel Taciz ve Tecavüze Karşı Hukuki Yardım Bürosunun yayınladıkları 2012 yılı raporu

Gözaltında Cinsel Taciz ve Tecavüze Karşı Hukuki Yardım Bürosunun yayınladıkları  2012 yılı raporu 1997 yılından beri devlet kaynaklı cinsel şiddet davalarını takip eden ve bunun raporlamasını yapan Gözaltında Cin...


RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi