Barış İçin Kadınlar
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR KAMPANYALAR SİTENE EKLE RSS İLETİŞİM KÜTÜPHANE

EN ÇOK OKUNANLAR

A.G.Altınay-Militurizm’den Miligösteri’ye

A.G.Altınay-Militurizm’den Miligösteri’ye

Tarih 21 Şubat 2016, 12:58 Editör

Militurizm’den Miligösteri’ye Türkiye’de Antimilitarizmin Yeni Yüzleri

Militurizm’den Miligösteri’ye Türkiye’de Antimilitarizmin...-A.G.Altınay 27-11-2006 Militurizm’den Miligösteri’ye Türkiye’de Antimilitarizmin Yeni Yüzleri Ayşe Gül Altınay(1) / Pek çok alanın “milli” başlığıyla meşruiyet ve anlam kazandığı 2000’ler Türkiye’si, aynı zamanda milliyetçiliğin milli’siyle militarizmin mili’si arasındaki derin ilişkilere dikkat çeken yaratıcı etkinliklere sahne oluyor. Antimilitarizmin Türkiye’deki yeni yüzleri, militarizm, cinsiyetçilik ve karşıcinsiyetçilik (heteroseksizm) arasında önemli kuramsal bağlantılar kuruyor, çarpıcı açılımlar getiriyorlar. Bu açılımları iki etkinlik üzerinden tartışmak istiyorum. Birincisi, 2004 Mayıs’ından beri düzenlenen Militurizm festivalleri, ikincisi de Çıplak Ayaklar Kumpanyası’nın 2006 ilkbaharında sahne alan Mehmet Barış’ı Seviyor dans gösterisi.(Birikim Dergisi Temmuz-2006 sayısının dosya konusu "Anti-Militarizm ve Vicdani Ret" idi. Bu köşede bir süreliğine bu dosyada yer alan yazılara yer vereceğiz....) Militurizm ve Militarizm “Turizm ülkesi Türkiye”nin 2004’ten bu yana bir Militurizm festivali var. “1. Geleneksel Militurizm Festivali”(2) İstanbul’da düzenlendiğinde, bu festivalin “geleneksel” hale geleceğini çok kimse düşünmüyordu. Üçüncü yılını dolduran festival, yavaş yavaş “geleneksel” sıfatını hak etmeye başlamış durumda. 1. Militurizm Festivali 15 Mayıs 2004’te İstanbul’da yapıldı. “Sırf takvimde boş olduğu için 15 Mayıs’ta kutlanmaya başlanan Dünya Vicdani Retçiler Günü”ne denk düşürülen festival sırasında hem militarist mekanlar ziyaret ve protesto edilecek, hem de yeni vicdani ret açıklamaları yapılacaktı. Bu etkinliğin ne bildik festivallere, ne bildik turlara, ne de bildik protesto eylemlerine benzeyeceği broşüründen belliydi. Kırık silah sembolü ve “Reddet, diren, hayır de! Militarizme boyun eğme!” sloganının ön plana çıktığı festival broşürü, etkinliği “şiddetsiz bir etkinlik” olarak duyuruyordu. “Ama böyle birşeyi size yaptırmazlar ki…Size karşı şiddet kullanılırsa ne olacak?” sorusunun yanıtı da hazırdı: “Şiddetsiz olduğumuzu söyledik ama ‘şirretsiz’ olduğumuzu söylemedik! Herhangi birimiz gözaltına alınırsa, engellenirsek, ya da şiddet uygulanırsa, planımız şiddetsiz yöntemlerle her türlü rezaleti çıkarmak”. Bu etkinliğin en önemli ayırdedici özelliklerinden biri de şiddete karşı yapılan “şiddetsizlik” hazırlığıydı. Şiddetsizlik yanında “sıkıcı olmamak” da önemli bir hedef olarak belirlenmişti: “Karşı çıkma biçimini daha az sıkıcı hale getirerek iyi vakit geçirmek istiyoruz.” Broşür etkinliğin amacını açıklarken dört konunun altını çiziyor: Militarizmi görünür kılmak, vicdani reddi görünür kılmak, ret kavramını genişleterek kadın, eşcinsel, sakat, hasta ya da “terhis olmuş” bireylerle bağlantısını kurmak, ve antimilitarist hareketteki tartışmayı canlandırmak. 2. Militurizm Festivali İzmir’de, 3.sü de Ankara’da yapılırken bu amaçlar tekrarlanıyor ve onlara eklemeler yapılıyor. İzmir’deki festivalde iki önemli vurgu daha var: Türkiye’de 20 yıldır süren savaşla yüzleşmek ve Sivas Askeri Cezaevi’nde tutuklu bulunan total retçi Mehmet Tarhan’la dayanışmak. Birincisi Aralık 2004’ten Mayıs 2005’e kadar ağırlıklı olarak İstanbul ve İzmir’de yürütülen “Yüzleşiyoruz” kampanyasına gönderme yapıyor, ikincisi de Nisan 2005’te tutuklanan total retçi Mehmet Tarhan’la dayanışma kampanyasına. Kısacası, 2005 yılına Militurizm Festivali’ne savaş ve vicdani ret ile ilgili iki kampanyanın eklemlendiğini görüyoruz(3). Ankara’da 13-14 Mayıs 2006’da düzenlenen Militurizm Festivali’nde(4) bu temaların hepsi güncellenerek sürdürülüyor. Vicdani reddin görünürlüğünü artırmak için yapılan güncellemelerde Osman Murat Ülke’yle ilgili verilen Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararına(5) ve “halkı askerlikten soğutma”nın Terörle Mücadele Yasası taslağında “terör suçu” olarak ilan edilmesine yer veriliyor. Savaşla ilgili bölümde ise 2005’te sonlanmış olan “Yüzleşiyoruz” kampanyasının yerini Şemdinli’de bir kitabevine konulan bombaya referans ve onu izleyen tartışmalar alıyor: “Son dönemde, savaşa ve silaha dayalı ‘çözüm’e (!) dayalı yaklaşımlar, iktidar çevrelerinde ve günlük politikada egemenlik alanını genişletiyor. Bu şiddet ve savaş çığırtkanlığını gündelik yaşamlarımızdan silmeyi arzuluyoruz.” Militurizm festivalleri üç ayrı şehirdeki antimilitaristler tarafından organize ediliyorlar. Uzun yıllardır birlikte çalışan ama örgütlü bir yapı içinde olmayan antimilitaristler, ilgilenenlerin katılabildiği toplantılar aracılığıyla militurizmin hazırlık ve karar alma süreçlerini şeffaf ve herkese açık kılıyorlar. Bu açıklık festival etkinlikleri sırasında da devam ediyor. Örneğin, İzmir’de polis Hasan Tahsin İlk Kurşun Anıtı’nın önünde eylem yapılmasına izin vermeyeceğini bildirip, anıta yakın bir mekan önerdiğinde organizatörlerden Coşkun Üsterci gruba dönerek fikirlerini soruyor, konu kısa bir süre tartışılıyor, ardından tüm katılımcıların ortak kararı polise aktarılıyor. Karar olumlu; önerilen mekana bir itiraz olmuyor. Polis şefi, alışkın olmadığı bir tutum karşısında şaşkınlığını gizlemiyor. Ziyaret edilen mekanlar ve buralarda yapılan etkinliklere bakıldığında Istanbul, İzmir ve Ankara festivalleri arasında hem devamlılıklar, hem de önemli farklar var. Önce devamlılıklara bakalım. Her üç festival de şehrin ana tren garında başlıyor: Haydarpaşa, Basmane ve Ankara Garı. Yılın kalanında asker uğurlama törenlerine tanık olan garlar militurizm festivallerinde “vicdani retçi karşılamasına” ve “en büyük retçi, bizim retçi” gösterilerine tanık oluyorlar. İkinci bir devamlılık, şehir merkezlerindeki askeri mekanlara yapılan vurgu: İstanbul’da Gülhane Askeri Tıp Akademisi, Selimiye Kışlası, Beşiktaş’taki Askeri Müze ve Askerlik Şubesi, İzmir’de Şirinyer NATO Kışlası ve askeri liman, Ankara’da Tandoğan Orduevi, ASAL (Askere Alma Teşkilatı) ve Mamak Askeri Cezaevi militurizm durakları arasında. Bu mekanlara yapılan ziyaretler militarizmi görünür kılmayı içerdiği gibi çeşitli taleplerin yaratıcı etkinliklerle dillenmesine de vesile oluyorlar. Örneğin, İzmir Şirinyer NATO Kışlası’nın girişine “nohut ekiliyor” ve kışlanın çocuk parkına, oyun alanına veya sığınma evine dönüştürülmesi yolunda sloganlar atılıyor. Beşiktaş’taki Askeri Müze önünde ise “retçilerin üzerine serpilen görünmezlik tozunu silkelemek” için bir “kaotik çiftetelli gösterisi” düzenleniyor. Mekan ziyaretlerindeki üçüncü bir devamlılık, silah ve savaş endüstrisiyle ekonomik militarizme yapılan vurgu. Istanbul’da sivillere yönelik tüketim malzemelerinin yanı sıra silah da üreten Nurol Holding binasının önünde bir deklarasyon okuyan grup, binanın önüne “kırık silahlar” bırakıyor ve Oyakbank’ın önünden geçerken bu kurumu “militarizmin kumbarası” olarak tanımlıyor. İzmir’de başka bir OYAK kuruluşu olan Tukaş’ın satış mağazası “savaşın finans kaynaklarını kurutun” sloganlarıyla ziyaret ediliyor ve kasiyere hediye edilen kavanozdaki oyuncak silahla konservelerin askerileşmesine dikkat çekiliyor. Ankara’daki militurizm festivalinde, savaş endüstrisini protesto için askeri silah üreten (ve ihraç eden) Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumu (MKEK), daha genel anlamda ekonominin askerileşmesini protesto etmek için de OYAK ziyaretleri planlanıyor ama polisin sert tavrı nedeniyle programın bu bölümü iptal ediliyor. Üç militurizm festivalinin dördüncü ortak noktası, yeni vicdani ret açıklamalarıyla bitmeleri. İstanbul ve İzmir’de açıklamalar açık mekanlarda yapılırken Ankara’daki açıklama ikinci gün düzenlenen panelin sonunda gerçekleşiyor. Bu devamlılıkların yanı sıra festivaller arasında çeşitli farklar da var. Örneğin, İzmir ve Ankara festivalleri İstanbul’dan farklı olarak şehirdeki anıtlara dikkat çeken etkinliklere yer veriyorlar. Ankara’da iki farklı anıt eylemi var. Kore Şehitleri Anıtları önünde bir basın açıklaması yapılarak “insanları ancak ölümleriyle anlamlı kılan savaşları durdurmanın, devletsiz ve sınırsız bir dünyayla mümkün olduğunu düşünüyoruz” deniyor ve bahçenin çeşitli yerlerine "anlamsız savaşta ölenlerin anısına" siyah kurdeleler bağlanıyor. Daha sonra ise İnsan Hakları Anıtı ziyaret edilerek üzerinde “Sigarasını aldınız, silahını unuttunuz" yazılı sigarasız bir Red Kit maketinin önünde oyuncak silah kırma eylemi yapılıyor. İzmir’de ise Hasan Tahsin İlk Kurşun Anıtı yakınında “Ege Denizi balıklarındır” sloganları eşliğinde Yunanistan’dan gelen bir vicdani retçiye “merhaba-yasu” deniyor, gül veriliyor ve bir dünya haritası üzerinde “sınır sökme” eylemi yapılıyor. İzmir’de, diğer iki festivalden farklı olarak “çokkültürlülük” konusuna özel bir yer veriliyor. “Antik İzmir’in Akropolü olan Kadifekale”nin ziyareti, bir yandan İzmir’in Rumlar, Ermeniler, Yahudiler ve farklı etnisitelerden Müslümanlarla bezeli çokkültürlü geçmişini ve bugününü tartışmak, bir yandan da son yıllarda Doğu ve Güneydoğu illerinden bu mahalleye göç edenlere ve savaşa dikkat çekerek “Yüzleşiyoruz” kampanyasının son etkinliğini yapmak için kullanılıyor. Ankara Militurizm Festivali’nde ise diğer ikisinden farklı olarak askerlerin haftasonu izinlerinde sıkça ziyaret ettikleri ve “dükkan önüne dizilmiş genç kadın tezgahtarların cazibesi altında, kadın anonslu kasetleri, anı defterlerini, donları, fanilaları, kotları, tişörtleri, her türden ucuz, albenili ve kalitesiz ihtiyaç maddelerini almaya ikna” edildikleri Yeraltı Çarşısı geziliyor. Çarşı, festival broşüründe şöyle tarif ediliyor: “Bu yüz elli metre uzunluğundaki kasvetli çarşı, uzun dönem askerliğe zorlanan yoksul genç erkeklerden kâr sağlamaya yönelen kapitalizmin, cinsiyetçilikle ‘süslenen’, militarizmle ‘kontrol edilen’ hüzünlendirici yüzünü yansıtır.” Son olarak, mekan ziyaretlerine çok fazla yansımayan ama her üç festivalinin ortak dilini oluşturan bir eksene dikkat çekmek istiyorum: Militarizm, cinsiyetçilik ve karşıcinsiyetçilik (heteroseksizm) arasında kurulan bağlantılar. Militurizm festivallerini hem Türkiye’deki hem de dünyadaki antimilitarist eylemlerden ayıran önemli bir özellik, kadınlı-erkekli karışık bir grup tarafından bu bağlantılara yapılan vurgu. Her üç festival broşüründe şu cümle tekrarlanıyor: “Ret kavramı ile arasında bir ilişki olmadığı düşünülen ve ordu tarafından zaten istenmeyen kadın, eşcinsel, sakat, hasta ya da ‘askerliği bittiği’ için terhis olmuş birey arasındaki ilişkiyi vurgulamak istiyoruz.” Ankara’daki festival broşüründe karşıcinsiyetçilik eleştirisi netleşiyor: “Askeri yargı retçilerin yanı sıra eşcinselleri de görmezden geliyor. Eşcinselliği bir psikolojik bozukluk olarak nitelendirerek aşağılıyor.” Öte yandan bu konuda en somut eylem İstanbul’da gerçekleşiyor. GATA “devlet destekli tek kurumsal gey porno arşivi”ni bulundurmakla eleştiriliyor ve ekleniyor: “bilmeyenler için: eşcinsellerden ilişkiyi kanıtlayan fotoğraf ya da video kaydı istenebiliyor!” Milituristler, yanlarında getirdikleri bir kasa elmayı “tecrübe”lerine dayanarak sağlam-çürük olarak ayırmak üzere GATA’nın nöbetçi askerlerine vermeyi planlarlarken, izin verilmemesi üzerine askerlerin alması için girişin yakınındaki bir parka bırakıyorlar. İstanbul ve İzmir’deki Militurizm Festivallerinin en önemli (ve dışarıdan da en çok ilgi çeken) özelliklerinden biri, erkek vicdani retçilere ilk defa kadın vicdani retçilerin de katılması oluyor. Gerçi 1990’ların başından beri kadınlar vicdani ret hareketinin içinde son derece aktifler ama askerliğin erkeklere zorunlu olmasından dolayı yakın zamana kadar vicdani ret ancak erkeklerin alabileceği bir tavır olarak algılanıyor, kadınlar ancak onların “destekçileri” olabiliyorlar. 2004’ten itibaren antimilitarist kadınlar “vicdani ret” tanımı genişleterek kendilerini “retçi” ilan ediyorlar. Hareketin başından beri içinde olan Ferda Ülker reddini şöyle dile getiriyor: “Vicdani ret hareketi, yalnızca ‘zorunlu askerlik hizmeti’ne karşı yürütülen bir mücadele değildir…. Vicdani ret militarizme ve onun bütün yüzlerine karşı doğrudan bir karşı duruşun adıdır. Militarist düşünce sadece ‘askeriye’nin sınırları içinde kalmayıp, günlük hayatın içine de yedirilen ‘militer’ bir dünya kurgular. Ki bu kurguda; kadınlık aşağılanır, kadınlar genellikle görmezden gelinir, yok sayılır….Hele bu coğrafyada yaşayan kadınlar için militarizm, hayatın her ayrıntısında, çağrısız ve arsız bir misafir gibi hep ‘mevcut(lu)’dur. Sokakta, evde, işte, ilişkilerimizde, mücadele alanlarımızda... ve her yerde. Dün olduğu gibi bugün de, elimden geldiğince, gücüm yettiğince, militarizmin gizli – açık, her türlü görüntüsüne karşı mücadele edeceğimi ve mücadele eden herkesle dayanışma içinde olacağımı ilan ediyorum.”(6) 2004’te İstanbul’da reddini açıklayan ilk kadınlardan biri olan İnci Ağlagül de hayatın her alanında yaşanan cinsiyetçilik ve karşıcinsiyetçilik ile militarizm arasında doğrudan bir ilişki olduğunu savunuyor: “Kadınlara yönelik taciz, tecavüz, 'namus' cinayetlerini, cinsel kimliğinden ya da yöneliminden dolayı bireyin aşağılanmasını çürük sayılıp ötelenmesini diğer toplumsal nedenleri de yok saymadan, varolan militarist anlayışın da bir sonucu olarak görüyorum.” Bugün sayıları 12’yi bulan kadın vicdani ve total retçiler, günümüz toplumlarında militarizmin yeniden üretilmesi ve normalleştirilmesinde kadınların oynadığı önemli role işaret ediyor, militarizm, cinsiyetçilik ve karşıcinsiyetçilik arasındaki karmaşık bağlara meydan okuyorlar. Her Türk Asker Doğuruluyor “Ben diyorum ki, hayır kardeşim Her Türk Asker Doğmaz! Her Türk asker doğmak, askerlik yapmak, asker ölmek, askerde ölebilmek mecburiyetinde değildir. Nasıl her Türk nükleer fizikçi, baraj mühendisi, balet, narenciye üreticisi, son ütücü olarak doğmuyorsa, doğmayacaksa, doğmaması tercih nedeniyse her Türk, asker de doğamaz. Doğmayacaktır. Doğmaması gerekir.”(7) Perihan Mağden’in bu sözlerinden dolayı yargılanmaya başladığı günlerde(8) İstanbul’da bir modern dans grubu her Türk’ün asker doğurulması sürecini sorguluyordu. Kendilerini “farklı disiplinlerden gelen dansçıların kurduğu bir proje” olarak tanımlayan Çıplak Ayaklar Kumpanyası dansçıları, koreografisini Mihran Tomasyan’ın yaptığı “Mehmet Barış’ı Seviyor” gösterisini hazırlarken Mehmet Tarhan’ın hikayesinden esinlenmişler. Kendi ifadeleriyle, “doğrudan Tarhan’ın öyküsünü değil, her tarafımızı sarmış olan militarizm, şiddet, izlenme, fişlenme ve bu coğrafyadaki savaşlarda hayatını kaybetme ‘ne için kim için ölmek?’, ‘kimi ne için öldürmek?’ sorularını hatırlatmak için tasarlanmış” bir performanstı “Mehmet Barış’ı Seviyor”. Manifestolarında “her türlü ayrım ve şiddete karşı” olduklarını söyleyen Çıplak Ayaklar Kumpanyası dansçıları, “milliyetçiliğin ve şiddetin yükseldiği bugünlerde” Mehmet Tarhan’ın hikayesi üzerinden gündelik hayatın militarizmine, askerliğin ve savaşın sonuçlarına ve eşcinsellik üzerinden yaşanan ayrımcılığa dikkat çekiyorlar.(9) “Mehmet Barış’ı Seviyor”un en çarpıcı sahnelerinden biri kadın ve erkek dansçıların ilk önce teker teker sonra hep birlikte doğum yaptıkları sahne. Doğurdukları bebekler, Tahtakale’de satılan silahlı, üniformalı asker bebekler, başka bir deyişle bebek yüzlü askerler. Gösterinin ilerleyen aşamalarında vücutlarını kıvrak kıvrak oynatarak “yaylalar, yaylalar…” türküsünü söyleyen bebekler bir noktada yere düşü(rülü)yorlar ve sahnedeki ekrana el kamerası yardımıyla yansıyan hareket artık kıvrak bir dans olmaktan çıkıp savaş alanında can çekişmeye dönüşüyor. Onlarca oyuncak asker-bebek ve yüzlerce küçük “kurşun asker” arasında yapılan danslarla, militarizmin kendiliğinden gelişmediğinin ve “asker Türklerin” askerliğe, savaşa, öldürmeye ve ölmeye mahkum olmadıklarının altı çiziliyor. Gösteride ilk olarak, bebeğini sallayan küçük Ayşe ve tüfeğine bakıp ona süngü takan küçük asker(10) kurgusundaki militarist zihniyetin cinsiyetçi kurgusu altüst ediliyor. Erkeklerin de doğum yapmalarını, kadınların da asker gibi hareket etmelerini izliyoruz. Kısacası ,önce militarizmin bedenleşme/bedene yazılma biçimleri sergileniyor, sonra da yine beden üzerinden özgürleşme çabalarına tanık oluyoruz. Verilen ikili mesaj oldukça net: militarizm hayatımızın her köşesinde, her birimizin içinde (ki bunun çarpıcı ifadelerinden biri ağızdan –sahnenin dışına, seyirciye doğru – “ kusulan ” küçük, plastik askerler) ama ona mahkum değiliz; acılı ve zorlu bir süreç olabilir ama kendimizi militarizmin kalıplarından arındırmaya başlamamız mümkün. Bu bağlamda performansın kilit noktalarından biri, tüm dansçıların Mehmet Tarhan’ın ekrana yansıyan bir röportajını seyirciyle birlikte (ama sahnede kalarak) dinlemeleri. Tarhan’ın hikayesinden alınan ilham bir “çıkış noktası” olarak gösterinin kalan kısmında önemli bir izlek oluşturuyor. Aynı zamanda, belki de en zorlayıcı soru Mehmet Tarhan’ın hikayesi üzerinden sorulmuş oluyor: Onun itaatsizliği bizim itaatimiz hakkında ne söylüyor? Kısacası, seyirciyi duygusal olarak da düşünsel olarak da oldukça zorlayan “Mehmet Barış’ı Seviyor”, militarizm, cinsiyetçilik ve karşıcinsiyetçilik ekseninde yaratılan şiddet ve ayrımcılık diline derin bir estetik eleştiri getiriyor. Bu eleştirinin kurulduğu çerçeve Militurizm festivalleriyle, özellikle de kadın retçilerin militarizm analizleriyle, yakından örtüşüyor. Militarizmin Dayanılmaz Ağırlığı Çok yakın zamana kadar “militarizm”, Türkiye’de ne siyasi tartışmalarda ne de sosyal bilimlerde ciddiye alınan bir kavramdı. Çok kişiye göre Türkiye’de militarizm yoktu veya önemsiz düzeydeydi. Olduğunu kabul edenler ise bu konuya “tabu” olarak yaklaşıp dokunmuyorlardı. Militarizmin adının konmasında başka zorluklar olduğunu da düşünebiliriz. Örneğin, cinsiyetçiliğin ve karşıcinsiyetçiliğin yaygınlığı militarizm eleştirilerini zorlaştıran bir faktör olarak görülebilir. Militarist değerler ve pratikler (örneğin askerlik) erkeklikle özdeşleştirildiği ölçüde onları sorgulamak hakim erkeklik anlayışını da sorgulamayı gerektirir. Feminist eleştirinin ve eşcinsel hakları hareketinin gelişmesiyle birlikte militarizmin daha yaygın gündeme gelmesi rastlantısal değil. Militarizmin görünür kılınmasının önündeki engellerden bir başkası Türkiye’deki muhalif siyasi kültürlerin militarizminde aranabilir. Antimilitarizm yüz yıllık tarihi boyunca sağ siyasi hareketler kadar sol siyasi hareketler tarafından da yadırganmış, yok sayılmıştır. Militarizm eleştirileri ağırlıklı olarak tek taraflı (egemen siyasete yönelecek şekilde) yapılmış, muhalif siyasi oluşumların militaristleşmesi çok ender sorunsallaştırılmıştır. Bugün içinden geçtiğimiz dönemde “militarizm” tartışmaları hem üniversitelerde, hem de üniversite dışı entelektüel alanda gittikçe yaygınlaşıyor. Militarizm üzerine yayınlarda da gözle görülür bir artış yaşanıyor. Bu tartışmalar ve yayınlarda iki arayış söz konusu. Birincisi, “militarizmi nasıl daha görünür kılabiliriz? Nasıl daha iyi anlayabiliriz?” soruları etrafında şekilleniyor. İkincisi ise daha zor soruları gündeme taşıyor: “militarizmden nasıl arınabiliriz? Militarist olmayan bir dil nasıl geliştirebiliriz?” Birincisi konuşulurken hala bildik duvarlara çarpabiliyoruz. Egemen erkeklik, kadınlık ve cinsellik kurgularının sorunsallaştırılamaması, siyasete, ekonomiye, kültürel pratiklere ve gündelik hayata sinen militarizmi analiz etmeyi zorlaştırıyor. İkincisi konusunda elimizde daha da az ipucu var.(11) Militurizm festivalleri ve “miligösteri” olarak tanımlanabilecek “Mehmet Barış’ı Seviyor” dans gösterisi, hem militarizmin farklı veçhelerini görünür kılma, hem de militarizmden arınmış estetik ve siyasi dil geliştirme arayışlarına çok çarpıcı açılımlar sunuyorlar. Antimilitarizmin bu yeni yüzleri, Türkiye’deki (sol) muhalif alanı yeniden tanımlamaya talipler. (1) Sabancı Üniversitesi, Sanat ve Sosyal Bilimler Fakültesi. (2) Festival programı için bkz. www.savaskarsitlari.org, 11 Mayıs 2004 (http://www.savaskarsitlari.org/arsiv.asp?ArsivTipID=8&ArsivAnaID=18361). Festivalle ilgili Uğur Yorulmaz’ın değerlendirme yazısı için bkz. www.savaskarsitlari.org, 17 Mayıs 2004 (http://www.savaskarsitlari.org/arsiv.asp?ArsivTipID=8&ArsivAnaID=19555). (3) Bu festivalle ilgili yazılar için bkz. Express, Haziran 2006 (Irfan Aktan ve Gamze Göker). (4) Festival programı için bkz. www.savaskarsitlari.org, 12 Mayıs 2006 (http://www.savaskarsitlari.org/arsiv.asp?ArsivTipID=8&ArsivAnaID=32631#ilgili). Festivalin ardından çıkan bir haber ve değerlendirme yazısı için bkz. Gamze Göker, “Ankara’da Militarizmin ‘Karizması Çizildi’,” bianet.org, 15 Mayıs 2006 (http://www.bianet.org/2006/05/15/79057.htm). Ankara festivalindeki etkinliklere dair bu makalede yer verdiğim tüm detaylar Gamze Göker’in yazısından alınmıştır. (5) Bkz. Erol Önderoğlu, “AIHM: Türkiye Vicdani Reddi Tanımalı,” bianet.org, 24 Ocak 2006 (http://www.bianet.org/2006/01/24/73771.htm). (6) Ferda Ülker’in Vicdani Ret Açıklaması, bkz. www.savaskarsitlari.org. (7) Perihan Mağden, “Vicdani Ret bir İnsan Hakkıdır!” Yeni Aktüel, Aralık 2005. (8) Erol Önderoğlu, “Perihan Mağden’e Açılan Dava Gergin Başladı,” bianet.org, 7 Haziran 2006 (http://www.bianet.org/2006/06/07/80086.htm). (9) Bkz. www.ciplakayaklar.com. (10) Anonim çocuk şarkısı: “Küçük Ayşe Küçük Ayşe/Napıyorsun bana söyle/Bebeğime bakıyorum/Ona ninni söylüyorum...Küçük asker Küçük asker/Napıyorsun bana göster/Tüfeğime bakıyorum/Ona süngü takıyorum.” (11) Filiz Bingölçe’nin yeni kitabı Asker Argosu Sözlüğü (Alt-Üst Yayınları, 2005) askeri(leşmiş) dil üzerine elimizdeki en değerli kaynaklardan biri.

Bu haber 662 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

Makale ve Araştırmalar

Reyan Tuvi'nin Cizre izlenimleri...

Reyan Tuvi'nin Cizre izlenimleri... Auschwitz’den sonra şiir yazmak barbarlıktır’’ demişti, Theodor W. Adorno.

Kadın Özgürlük Meclisi- KÖM- 8 mart 2016 basın duyurusu

Kadın Özgürlük Meclisi- KÖM- 8 mart 2016 basın duyurusu Tüm kadınları 8 Mart’ta erkek devlet şiddetine, emeğimize, bedenimize, kimliğimize yönelik saldırılara ve savaşa ka...


RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi